Ekmek, adalet ve barış için; GENEL GREV, GENEL DİRENİŞ!

0
20

“Bir öyle şaşılası dünya ki burası,
bollukla ölüyor,
kıtlıkla yaşıyor.
Varoşlarda hasta, aç kurtlar gibi insanlar dolaşıyor,
ambarlar kilitli
ambarlar buğdayla dolu…
Tezgâhlar
ipekli kumaşla dokuyabilir topraktan güneşe kadar giden yolu.
İnsanlar yalnayak, insanlar çıplak…
Bir öyle şaşılası dünya ki burası,
balıklar kahve içerken
çocuklar süt bulamıyor.
İnsanları sözle besliyorlar,
domuzları patatesle…”

Biz işçiler biliyoruz. Grev işçi sınıfının en önemli silahıdır. Bir işyerinde haklarımızı almak, işten atılan arkadaşlarımızın haklarını savunmak ya da patronun bizi hiçe saymasına dur demek için üretimden gelen gücümüzü, grev silahımızı kullanırız.

Genel grev ise, bir bütün olarak işçi sınıfının ülke çapında üretimden gelen gücünü kullanarak talepleri için hayatı durdurması demektir, kendini hiçe sayanlara karşı topyekün “biz de varız” demesidir.

Yazık ki, biz işçiler, emekçiler, henüz sokaklara, meydanlara taşan kavgamızla değil, iş cinayetlerinde beşer-onar ölerek, ailece canımıza kıyarak gündem olmaktayız.

6 Kasım’da İstanbul Fatih’te dört kardeş, geçinemedikleri ve birikmiş borçlarının ağırlığına dayanamadıkları için siyanürle intihar etti. 9 Kasım’da Antalya’da, aylardır işsiz olduğu anlaşılan bir baba, “Herkesten özür diliyorum ama artık yapacak bir şeyim yok. Hayatımıza son veriyoruz” yazılı bir not bırakarak eşi ve iki çocuğu ile birlikte yaşamına son verdi. Eylül ayında Ankara’da bir emekli, “beni bu adalet sistemi bu hale getirdi” diyerek üzerine benzin döküp bedenini ateşe verdi.

TÜİK verilerine göre, 2002-2018 yılları arasında 50 bin 378 kişi, 2018 yılında ise her gün en az 8 emekçi sefalet, yoksulluk karşısında tüm umutlarını yitirerek yaşamına son verdi.

KRİZİN FATURASI İŞÇİ SINIFINA KESİLİYOR

Arkası kesilmeyen zamlar, artan vergiler, işsizlik, biriken borçlar, açlık, yoksulluk ve örgütsüzlük emekçileri yaşamlarından vazgeçmeye itmektedir.

Artık zaruri ihtiyaçları alırken bile iki-üç kez düşünmek zorundayız. Elektrik kesik olmasa bile karanlıkta oturmak, doğalgaz olsa bile soğuk bir kış geçirmek durumundayız. Meyveyi, sebzeyi taneyle, nohudu, bulguru gramla alıyoruz.

Maaşlarımız her geçen gün daha da eriyor, yapılan göstermelik zamlar daha ikinci ayda hükmünü yitiriyor. İşsizlik tehdidi sürekli ensemizde. Yaşayabilmek için ya zorunlu ihtiyaçlarımızdan peyderpey vazgeçiyoruz, ya da borç batağına daha fazla batıyoruz.

Biz milyonlarca işçi-emekçi, günde 12 saat, sendikasız, güvencesiz, toplu sözleşmesiz çalışırken, çalışmak için yaşayan kölelere dönüştürülürken; bir avuç sömürücü-yağmacı-savaş çığırtkanı kanımızla beslenmeye, servetlerine servet katmaya devam ediyor.

BDDK verilerine göre, geçen yılın sonunda 180 bin 126 olan milyoner sayısı, 2019’un ilk 9 ayında 26 bin 763 kişi artarak 206 bin 889 kişiye ulaştı.

BİZE AÇLIK, SEFALET; PATRONLARA KÂR, TEŞVİK, KIYAK

DİSK-AR’ın Ekim ayı raporuna göre ülkede geniş tanımlı işsiz sayısı 7 milyon 364 kişiye ulaştı.

Ücretli çalışanların yüzde 40’ı, yani en az 10 milyon insan asgari ücret ve altında ücretle, açlık sınırında yaşam sürüyor.

Toplam vergilerin yüzde 65’i, yani ülkedeki vergilerin dörtte üçü zenginlerden değil de, biz emekçilerden toplanıyor. Nüfusun yüzde 70’inden fazlası borçlu durumda.

Son bir yılda elektriğe yüzde 60, doğalgaza yüzde 52, gıda fiyatlarına yüzde 50, tekel ürünlerine yüzde 60, süte yüzde 50 zam yapıldı.

Buna karşın Ekim ayında açıklanan yıllık resmi enflasyon oranı yüzde 16,81… TÜİK, başka bir âlemde yaşıyormuşcasına, ülke gerçeklerinden uzak, Saray’dan gelen talimatlarla enflasyon rakamı açıklıyor.

Bu dönem, tüm toplu iş sözleşmelerinde işçilere 3 yıllık sözleşmeler dayatıldı ve işçiye, memura toplamda yüzde 10’u geçmeyecek zamlar yapıldı. Dikiş tutmayan ekonomiye bir ‘Yeni Ekonomik Program’ (YEP) daha hazırlandı. Müjde verirmişçesine ilan edilen YEP’in özeti; sermaye sınıfına daha fazla teşvik ve imtiyaz, işçi emekçilere daha fazla vergi, daha düşük ücret, daha fazla güvencesiz çalışmadır. Yıllardır ‘iç’ edemedikleri kıdem tazminatı hakkımızın fona devredilerek gasp edilmesi de bu program kapsamında gündemdedir.

İŞÇİYE HAK ARAMAK, NEFES ALMAK YASAK!

Adalet dün de bizim için yoktu, bugün ise ayaklar altında sürünmektedir.

Patronlar yasadışı uygulamalarla, işçilerin sendikalara üye olmalarını engellemekte, hakkını savunan, sendikalaşan işçileri işten atarak cezalandırmaktadır. Patronları ise cezalandıran tek bir kanun dahi yoktur.

Patronlar kârlarından zarar etmemek için güvenlik önlemi almamakta, her gün ortalama 5-6 işçi iş cinayetlerinde ölmektedir. Ceza alan, hapis yatan patron ise yoktur.

Ülkede kadın cinayetleri, çocuk istismarları adeta teşvik edilmekte, cezasızlıkla ödüllendirilmektedir.

Öte yandan HDP eş başkanları, binlerce siyasi tutsak, halka gerçekleri taşıyan gazeteciler, ÇHD’li avukatlar uydurma iddianamelerle hapishanelerde rehin tutulmaktadır.

İşçilerin hak araması, sendikalı olması, yürümesi, eylem yapması anayasaya göre yasal; fiili uygulamada ise yasaktır.

En az 301 işçinin katledildiği Soma katliamının ardından maden patronları işten çıkarttıkları 3500 maden işçisinin kıdem tazminatını dahi gasp etmek istemişlerdir. Somalı madenciler 5 yıldır ödenmeyen tazminatları için Ankara’ya yürümeye kalkınca saldırıya uğrayarak durdurulmuştur. Eskişehir’de TMSF’ye devredilmiş üç fabrikada işten atılan metal işçileri haklarını savunmak için Ankara’ya yürümek isteyince aynı şekilde saldırıya uğramıştır. Çorlu’da tren kazasında hayatlarını kaybedenlerin davası ve ailelerine reva görülenler ortadadır. İşçiler, hemen hemen tüm işkollarında, onlarca işyerinde sendikal hakları için, kanunsuzca işten atıldıkları için, ödenmeyen ücretleri için eylem halindedir.

Biz işçiler, emekçiler için adalet yoktur. Ne zaman hakkımız hukukumuz için harekete geçsek, devlet tomasıyla, gazıyla, polisiyle, karanlık yayan medyasıyla hızla karşımıza dikilmektedir.

Pervasızca her alanda saldırı vardır. Nefes alınacak bir dirhem yer dahi bırakmamaktadırlar.

Tüm bu saldırılar, biz işçileri sindirmek, toplumu sessizliğe gömmek, halkın direnişinin yayılmasını önlemek içindir.

SAVAŞ, DAHA FAZLA AÇLIK, YOKSULLUK, YIKIM DEMEKTİR

Ekonomisi, yağma, rant ve savaşa dayalı Saray Rejimi, krizi örtmek ve ömrünü uzatmak için savaş politikalarını devreye sokmuştur. Krizin faturasını biz emekçilerin sırtına yükleyenler, hayatımızı cehenneme çevirenler, biz emekçilere “şehadet şerbeti” içme çağrıları yapmaktadır.

Savaş, yıkım ve ölüm demektir. Savaş, bölge halkları arasında sonu gelmez düşmanlıklar yaratılması demektir. Savaş, halkın çocuklarının cepheye sürülmesi, silah şirketlerinin daha fazla para kazanması için kanımızın akıtılması demektir. Savaş, ekonomik krizin daha da derinleşmesi, sırtımıza yeni vergiler yüklenmesidir. Savaş, işçi sınıfının yaşadığı esareti, sefaleti görmemesi için ırkçı-milliyetçiliğin yükseltilmesi demektir.

KAPİTALİZME İSYAN YAYILIYOR

Kapitalist sömürüyü derinleştiren, işsizliği büyüten, dünyayı savaş alanına çeviren, emekçilerin yaşamını çekilmez hale getiren tüm bu saldırı politikalarına öfke büyümektedir. Dünyanın ezilen halkları, emekçiler Şili’den, Irak’a, Lübnan’dan Ürdün’e, Mısır’dan Fransa’ya, Yunanistan’dan Ekvator’a 40’a yakın ülkede talepleriyle sokakları doldurmakta, açlığa, sefalete, sömürüye ve yok sayılmaya “artık yeter” demektedirler.

Emekçiler, “işçiler için ekmek yoksa zenginler için de huzur olmayacak” diyerek genel grevler ilan etmekte, saldırılara, can kayıplarına rağmen meydanları, sokakları terk etmemektedirler.

Bu isyan dalgası birçok ülkede hükümetleri alt-üst etmiş, başbakan, bakan, milletvekillerini istifa etmek zorunda bırakmıştır. Devletler, emekçi halkın taleplerini kabul etmek zorunda kalmış, yoksul halkı yok sayan egemenlere sokakta güçlü yanıtlar verilmiştir.

Bugün bizim yapmamız gereken de budur. Başımıza çöreklenmiş, bizi yok sayan bir avuç kan emiciye, bir avuç asalağa güçlü bir yanıt vermemiz gerekiyor. Bu mümkündür, artık bıçak kemiğe dayanmıştır.

EKMEK, ADALET VE BARIŞ İÇİN GENEL GREV, GENEL DİRENİŞ!

Şimdi, işten çıkarmalara, sefalet ücretlerine, kölece çalışmaya karşı gücümüzü harekete geçirme, genel grev örgütleme zamanıdır.

Şimdi, insanca, yaşanabilir bir ücret için, aşağılanmaya son vermek için, intihar edip kendimize zarar vermek yerine başka bir yol daha var demek için, kazanılmış haklarımızı korumak için ve en önemlisi işçi sınıfı olarak “biz de varız” demek için gücümüzü topyekün harekete geçirme, genel grev örgütleme zamanıdır.

Şimdi, birbirinden kopuk gelişen tepkimizi ve eylemlerimizi birleştirme, bir bütün olarak harekete geçirme, genel grev örgütleme zamanıdır.

Öncü işçiler, duyarlı sendikacılar ve işçi örgütleri başta olmak üzere bir bütün olarak biz işçiler genel grevi örgütlemeliyiz. Bunun için bir araya gelmeli ve hepimiz taşın altına elimizi koymalıyız.

Duyarlı sendikacılar, sendikaların sessizliğine müdahale etmelidir. Duyarlı sendikacılar ve işçi örgütleri hızlıca toplanmalı, genel grevin örgütlenmesi için karar almalı, koordinasyonlar ve komiteler kurmalıdır.

Öncü işçiler bu sürecin her aşamasında yer almalıdır. Her işyerinde, her işçi semtinde genel grev örgütleme komiteleri kurulmalı ve bu komitelerin temsilcileri süreci organize edecek koordinasyonun içinde yer almalıdır.

Bir bütün olarak işçi sınıfı gücüne güvenmeli, harekete geçmelidir. Her öncü işçi işyerini, sanayi sitesini, mahallesini genel grevin örgütlenme sahasına dönüştürme görevini üstlenmelidir.

TOPYEKÜN SALDIRILARA KARŞI GENEL GREV, GENEL DİRENİŞ!

kim mi kurtaracak seni köle
görecekler seni kardeş
yuvarlananlar uçuruma
duyacaklar çığlıklarını

seni köleler kurtaracak kurtaracaksa
ya hep beraber ya da hiç birimiz
kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden
ya hep beraber ya da hiç birimiz

BİRLEŞİK İŞÇİ KURULTAYI
birlesikiscikurultayi@gmail.com
facebook.com/birlesikiscikurultayi