PKK-KDP ilişkisinin sosyo-politik gerçeği*

Dört parçaya bölünmüş Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin, işgal edildiklerin devletlerin kültürel, sosyal ve politik geleneğinden farklı düzeylerden etkilendiklerini ve onların toplumsal yaşamında etkili olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Güney Kürdistan’da Arap toplumunun sosyal ve kültürel etkilerini, Doğu Kürdistan’da Farslıların, Kuzey Kürdistan’da Türkleştirmenin sosyal yaşam tarzının etkilerini olduğunu bunun birçok yerde baskın bir özellik haline dönüştüğünü görmemiz gerekir. Üzülsek de, kabul etmezsek de bu sosyo-politik bir realitedir. Sorun dikkat çeken birkaç noktada ele almaktan yarar var

 

Bulundukların Bölgelerin Sosyal

Dinamiklerinden Etkilenen PKK ve KDP

Peki, bu neden önemlidir. Her sosyal grup birlikte yaşadığı diğer toplumsal gruplardan karşılıklı etkilendiği gibi kendi aralarında da farklı sosyal katmanlara ayrışırlar. Bu bir bakıma zorunlu sosyolojik bir gerçekliği yansıtıyor. Kürdistan’ın tarihsel sınırları içerisinde yaşayan yaklaşık olarak 40 milyon insandan bahsedilir. Doğal olarak diğer toplumlar gibi Kürtler arasında da çok farklı politik eğilimler vardır. Kürt toplumundaki sosyal, kültürel, politik ve ekonomik gelişme düzeyine göre bütün ideolojik ve politik katmanları temsil eden gruplar, partiler bulunuyor, bundan sonra da çok daha fazla ortaya çıkacaklardır. Bu gelişmeyi esasen bir zenginlik olarak görmek ve hatta teşvik etmek gerekir. Bugün PKK ve KPD gibi politik partilerin tamamı Kürt toplumunun tarihsel politik ve sosyal gelişme eğilimlerinin bir sonucudur. PKK, Türkiye’deki politik gelişme süreçlerinden etkilenmiş ve kendisini geliştirerek özgünleştirmiştir, aynı şekilde KDP, Irak’taki politik süreçlerden etkilenerek kendisini yenilemiş ve Güney’deki Kürt toplumunun bir gerçeği haline gelmiştir.

İki partinin de, Kürdistan coğrafyasında farklı düzeylerde etkin olan ve güç ilişkilerini belirleyen bir düzeyde oldukları artık sosyo-politik bir realitedir. Bunların farklı ideolojik-politik çizgiye sahip olmaları ve bu nedenle aralarında bir rekabetin oluşması çok doğaldır ve hatta kaçınılmazdır. Aynı sosyolojik olgular üzerinde ortaya çıkan ancak dünyaya bakış açılarında önemli farklılıklar olan PKK ve KDP, Kürdistan’a yönelik politikalarında ittifak ve rekabet iç içedir. Bu gerçek durum niyetlerle belirlenemez, bu iç rekabet ne ortadan kaldırılır ne de yok edilir. Bu gelişme sosyo-politik ilişkilerin bir sonucudur ve istemlere göre de değiştirilemez.

KDP örgütsel olarak Güney Kürdistan ile sınırlı olmakla birlikte, Barzani ailesinin Kürdistan mücadelesi içerisindeki rolü nedeniyle Kürdistan’ın diğer bölgelerinden bir etkiye ve saygınlığa sahiptir. PKK ise örgütsel yapısı çok daha geniş olup, Kuzey, Batı ve Doğu Kürdistan’da en etkili örgütlü bir güçtür. KDP’nin taban örgütlenmesinde aşiretsel yapı çok daha belirginken, PKK’de farklı sosyal katmanlar çok daha ön plana çıkıyor.

PKK ile KDP arasında ilişkiler öylesine sanıldığı gibi uzlaşmaz değildir. Tersine, güç ve iktidar ilişkilerinde bir kısım farklılıklar oluşsa da Kürdistan’ın stratejik meselelerinde bir uzlaşıya varabilmektedirler. IŞİD, Kerkük, Dahox ve Şengal’e saldırdığında HPG gerilla güçleri bütün gücüyle sürece müdahale ettiler ve IŞİD’in yenilmesinde aktif bir rol üstlendiler. Tersine Konbani’de IŞİD’in yenilgiye uğratılmasında Peşmerge güçlerinin çok önemli bir etkisi oldu. Her iki askeri güç, Kürdistan’a yönelik saldırılarda ortak tutum almayı başarabildiler. Burada her iki taraf için dikkat çekilmesi gereken bir nokta var. Güney Kürdistan’ı koruyan güç Peşmergedir ve HPG bu gücün iradesine saygılı olmalıdır. Tersine Rojava’da askeri güç YPG’dir ve Peşmerge bu gücün iradesini tanımalıdır. Güney Kürdistan’da Radikal İslamcı Güçlere karşı savaşan gerilla güçleri Peşmerge’nin iradesini tanırken, Rojava’da ise savaşmak isteyen Peşmerge gücü de YPG’nin iradesini tanımalıdır.

 

Kürt Medyasının Sosyal ve Politik İlişkilerdeki Rolü

Kürdistan’da toplumsal ilişkileri etkilen ve bir bakıma yön veren etkenlerden biri de Kürt medyasıdır. Kürdistan coğrafyasında henüz kendi dinamikleri üzerinde gelişen görsel ve yazılı bir medya gerçeğinden bahsedemeyiz. Medya’nın sistemin kurumsal yapılarını ve toplumsal ilişkileri denetleyen önemli bir güç olduğu gerçeği henüz gerçekleşmiş değildir. Bu durum aynı zamanda Kürdistan’ın özgürleşemem, bağımsızlaşamama ve devleşememe gerçekliğiyle doğrudan ilişkilidir. Bütün bunlara rağmen iletişim aygıtlarının çok yönlü geliştiği küresel dünyada medya; Kürt toplumu için çok ciddi bir işleve sahip olabilir/olmalıdır.

Basın üzerinde bir kısım eleştirilerin olması da bir zenginliktir. Eleştiri yapmak, kendi doğrusunu savunmak, karşı tarafa ideolojik-politik eleştirilerde bulunmak, hatta fiilen devlet gibi hareket eden Güney Kürdistan Yönetiminin uygulamalarına yönelik eleştiri ve uyarılar yapmak, basının önemli sorumluluklarından biridir. Ancak eleştiri yerine, yalan, iftira, gerçeği olmayan iddialarda bulunmak hem tehlikeli hem de çatışmaya yol açar.

Her Medya gibi Kürt medyası da hem Kürdistan sorunlarına yönelik analizlerde hem de kendi içerisindeki değerlendirmelerde tarafsız olmaz, bunu beklemek de politik saflık olur ancak medya objektif olmayı becerebilmelidir. Bu bakımdan Kürt medyası da mutlak tarafgirlik üzerinden değil, objektif analizler ve veriler üzerinde karşılıklı eleştiriyi yapabilmelidir. Ayrıca bilinmelidir ki taraf oldukları politik ve toplumsal güçleri eleştiremeyen bir basın özgür olamaz.

Kürdistan iki etkin politik gücü olan PKK ve KDP arasındaki politik ve örgütsel liderlik mücadelesinin basın üzerinde yürütülmesi de gayet doğaldır. Medya sadece haber yapmaz aynı zamanda toplumsal güçleri örgütlemede ve yönlendirmede önemli bir etki gücüne sahiptir. Bu bakımdan basın üzerinden her iki tarafın toplumsal tabanı arasında çatışmayı körükleyecek, kin ve nefreti ön plana çıkartacak davranışlardan mutlak olarak kaçınılmalıdır. Hiçbir politik parti ve lider mutlak doğrulara sahip değildir. Yanlışları görüldüğünde yapıcı bir eleştiriye tabi tutulurken, pozitif yanlarına da sahip çıkabilme becerisi gösterilmelidir. Güney Kürdistan Yönetiminin ilk yıllarda Rojava’ya ambargo uygulaması ne kadar yanlışsa, tersine Peşberge’nin Kobani’ye gidip savaşın seyrini değiştirmede önemli bir katkı yapması bir o kadar önemlidir. Kürt medyası birinci tutumu eleştirebilme, ikinci tutumu sahiplenme gücüne sahip olabilmelidir. Örneğin Güney Kürdistan medyası Rojava’ya uygulanan ambargoyu, PKK’nin etki alanında bulunan medya da Kobani’deki zaferde Peşmerge’nin rolünü yok saymamalıdır.

Kürdistan’ın stratejik öneminin attığı, Kürt politik güçlerinin dengeleri belirlediği bir tarihsel süreçte, Kürt basını Kürtler arasındaki ilişkilerde yıkıcı değil birleştirici bir rol üstlenmelidir. Örneğin Mesut Barzani Güney Kürdistan Bölgesinin Başkanı’dır. Öcalan, dört parça Kürdistan’da önemli bir etki gücüne sahip bir liderdir. İki lidere yönelik eleştirilerin olması gayet doğaldır. Ancak Mesut Barzani’nin Türkiye ile kurduğu veya kurmak zorunda olduğu ekonomik ve politik ilişkiler nedeniyle ‘ihanetçi’ demek, tersten Öcalan’a yönelik ‘ajan’ gibi mesnetsiz ithamlar, toplumsal taban arasındaki çatışmayı derinleştirir. Bu tür yapay eleştiriler birliğin gelişmesinden çok parçalanmayı derinleştiren faktör haline gelir. Bu bakımdan Kürt basınındaki karşılıklı eleştiriler yapılırken stratejik çıkarlarımız ve Kürtlerin geleceğini mutlaka hesaba katılmalıdır.

Kürt medyası, Kürt toplumunun reflekslerini iyi okumalı ve pozitif yönlendirmelidir. Örneğin, Türk devletinin son günlerde Kandil’e yönelik yaptığı saldırının hiçbir koşulda meşru olmadığını, özellikle Güney Kürdistan medyası hiçbir gerekçe ileri sürmeden belirtmeli ve toplumu aktif duyarlılığa çağırmalıdır. Kandil’e yönelik saldırının stratejik olarak bütün Kürdistan’a yönelik olduğu gerçeğini kamuoyuna açıklamalıdır. PKK’ye yönelik eleştirilerle Türkiye’nin saldırı politikası dengelenmemelidir. Bu ulusal bilinç bakımından son derece önemlidir. Ulusal sahiplenme refleksi zor süreçlerde kendisini ortaya koyar.

PKK ve KDP Arasındaki Çelişkilerin Varlığı

Çelişkileri aşmak için çok özel bir çaba içinde olmaya gerek yok. Farklı politik eğilimler arasında ideolojik-politik ve örgütsel rekabet olduğu sürece çelişkiler var olacak. Farklılıkların varlığı toplumsal gelişmenin önemli halklarından biridir. Bu bir bakıma sosyo-politik ilişkilerin zorunlu bir sonucudur. Bunların negatif veya pozitif bir etki göstermesi bütünüyle güç olan politik grupların bakış açısına, politik olgunluğuna ve toplumsal bilincin gelişmesine bağlıdır.

Çelişkileri ortadan kaldırmak yerine, sorunların çözümü üzerinde odaklanmak, daha stratejik düşünmek ve farklılıklara rağmen ortak örgütlenme ve ortak hareket etme becerisini gösterebilmektir.

Burada çok daha stratejik düşünmek gerekir. Bölgede olup bitenleri doğru okumak ve politik refleksleri ona göre belirlemek bir bakıma zorunludur.

Sorunların ortak iradeyle aşabilmenin önemli noktalarından biri Kürtlerin bugünkü bölgesel güç ilişkilerinde artan rolünün kavranmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu bakımdan bugünkü politik ilişkiler içerisinde Kürtlerin artan stratejik rolü görülür ve doğru kavranırsa hem sorulara doğru yanıtlar verilirse, çelişkiler kendi doğal akışı içinde yürür. Bu bakımdan yapay bir şekilde farklı politik-ideolojik eğilimlere sahip Kürtlerin önemli iki gücü arasındaki çelişkileri zorlamayla ortadan kaldırmak mümkün değildir ve anlamsızdır. Önemli olan toplumsal yaşam içerisinde farklılıklar kabul edilerek birlikte hareket etme yeteneğinin gösterilmesidir. Bu bütün Kürt ve toplumsal güçleri bakımından böyledir.

PKK ve KDP Arasındaki Rekabete Rağmen

Güç İlişkilerini Belirleyebiliyorlar

Küresel güçlerin Ortadoğu stratejisinde Kürtler önemli bir yer işgal ediyor. Güney Kürdistan ve Rojava bugünden geleceğe yönelik oluşturulan Ortadoğu stratejik ilişkilerinin merkezinde bulunuyor. Güney Kürdistan’ın devletleşme sürecine girmesi, Rojava’nın politik statüsünün fiilen kabul edilmesi, güç ilişkilerini yeniden belirliyor. Henüz devletleşmemiş, parçalı yapılar olmalarına rağmen Kürtlerin farklı politik eğilimlerinin bütünlüklü olarak güç ilişkilerini belirleyecek düzeye gelmiş olmaları, uluslararası ve bölgesel ilişkilerde belki de ilk kez karşılaşılan özgün bir durumu ifade ediyor. Bu bakımdan Kürt sorununa yaklaşım küresel düzeyde olup çözümü de uluslararası bir boyut kazanmıştır.

İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin iç politik ilişkilerinde varlığını devam ettiren Kürt sorunu tarihsel ve toplumsal gerçekliği nedeniyle bir devletin iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Özellikle son 20 yıldaki gelişmeler dikkate alındığında, Kürt meselesi bölgesel bir düzeyde ele alınmaya başlandı. Güney Kürdistan’dan sonra Rojava’da Kürtlerin politik ve askeri bir güç olarak bölgesel ilişkileri belirlemeleri, sadece Türkiye’nin ve İran’ın değil aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğini ciddi oranda etkileyecektir.

ABD, Rusya, İngiltere, Çin, Fransa ve Almanya gibi Ortadoğu’nun jeopolitik çıkarları üzerine stratejiler geliştiren küresel güçlerden, bölgesel düzeyde etkin olan İran, S. Arabistan, Mısır, İsrail ve Türkiye gibi devletlere kadar hemen her gücün bir ‘Kürt politikası’ bulunuyor. Geçmişte Ortadoğu’nun güç ilişkilerinde hesaba katılmayan Kürtlerin bugün ise stratejik bir merkez haline gelmiş olmaları Kürdistan bölgesinin coğrafik, ekonomik ve politik olarak küresel güç ilişkilerinin merkezi haline gelmiş olmasıdır.

 

Güney ve Rojava’nın Birleşme Olasılığı;

PKK-KDP İlişkilerini de Etkileyecektir

Ortadoğu’da oluşan yeni dengeler Kürtlere muazzam olanaklar sunuyor. Bunun en somut örneği Güney Kürdistan ve Rojava/Batı Kürdistan gerçeğidir. Bu iki bölgenin en geç 10 yıl içerisinde birleşmesi çok büyük bir olasılıktır. Bu iki Kürdistan bölgesindeki bütün politik güçler Kürdistan gerçeğidirler, kabul edilmeli ve saygı duyulmalıdır. Birbirleri alanında bölgesel hâkimiyet kurmaya yönelmek yerine çok daha karşılıklı ekonomik, sosyal, politik ve hatta askeri destek verilmelidir. Farklılıklar Kürdistan gerçeğini ortadan kaldırmaz, asıl olan Kürdistan’ın tarihsel gelişme eğilimine uyumlu bir strateji izlemektir. Bölgesel gelişmeler dikkate alındığında Kürdistan’ın iki parçasının birleşme olaslığı oldukça yüksektir. Bu olasılığın gerçekleşmesi PKK ve KDP’nin politik ilişkilerini doğrudan etkileyecek bir faktör olacaktır. Böylelikle bütünüyle iç içe geçmiş iki politik gücün, ekonomik, sosyal, askeri ve yönetimsel kurumlar bakımından da bütünlüklü hareket etmeleri zorunlu olarak gündeme gelecektir. Bu bakımdan bölgenin sosyal ve politik gelişmelerini doğru okuyarak hareket etmek ve ortak yeni stratejiler belirlemek artık giderek zorunlu hale geliyor.

Sonuç; Kürt toplumsal güçleri, Ortadoğu’nun politik gelişmelerini doğru ve hızlı okuyarak merkezileşen ayın zamanda demokratikleşen bir örgütsel yapıya doğru ilerlemelidirler. Bu bakımdan Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması stratejiktir ve kaçınılmazdır. Bütün sorunlar buna paralel olarak çözümlenebilir. Buna paralel olarak ekonomik, sosyal, kültürel, politik, askeri, gibi alanlarda ortak kurumsal yapılar oluşturmak uzak bir ihtimal değildir.

Ayrıca Kürdistan coğrafyasında belki sosyal olarak etkin ama pratik-örgütsel yapı olarak zayıf kalan Sivil Toplum Örgütlerinin (STÖ) varlığının çok daha aktifleştirilmesidir. Hatta daha şimdiden Kürdistan’ın bütün bölgelerinde Sivil Toplum Örgütleri bir araya gelerek daha güçlü ve merkezi bir örgütlülüğe gidebilirler. Toplumsal dinamikleri güçlü olan STÖ, politik güçler üzerinde etkili bulunarak onlar arasındaki ilişkilerde dengeleyici ve etkileyici roller üstlenebilirler.

Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürdistan’ın stratejik rolü artıyor. Bu gerçeği görmeyen ve aralarındaki politik ilişkileri bu gerçeğe göre düzenlemeyen Kürdistan politik güçleri sadece kendileri kaybetmez aynı zamanda Kürdistan’a kaybettirirler.

Süreci doğru okumayanlar kaybetmeye mahkûmdur. o

 

 

* 18 Ağustos 2015’te Ankara’da yapılan “Halklar Savaş İstemiyor” adlı etkinlikte yapılan konuşma