Recep Tayyip Erdoğan: Zincirinden boşanmış terörist*

0
206

Erdoğan rejiminin hipotezi; terörist saldırının sorumlularının IŞİD veya PKK olduğuydu, ki bu fikir tüm NATO görevlileri ve Batı kitlesel medyası tarafından görev bilinerek tekrar edilmiştir. En son iddiaları ise saldırıyı, Türk hükümetinin, Suriye sınırındaki Suruç’ta 33 genç Kürt yanlısı eylemcinin ölümüyle sonuçlanan önceki bombalama eylemini mal ettiği IŞİD üyesi bir Türk’ün kardeşinin yaptığı yönünde.

Alternatif bir hipotezse, ki Türkiye muhalefetinin çoğunluğunca da seslendirilen budur; Erdoğan rejiminin doğrudan veya dolaylı olarak, terörist saldırıya dâhil olduğu, veya saldırının yapılmasına izin verdiğidir.

Her bir hipotezi değerlendirmede, bu ikisinden hangisinin, ölümlere yol açan olgulara en iyi nedenleri oluşturduğu ve kargaşadan kimin kârlı çıktığını açıklamaktır.

Yaklaşımımız, Ankara katliamından önce gelen ve ona eşlik eden, çeşitli şiddet eylemlerini incelemek şeklinde olacaktır. Özellikle Kasım ayında gelen seçimlerin ışığında, hem kurbanların hem de Erdoğan rejiminin, bunların siyasi idare anlayışlarını inceleyeceğiz.

Ankara Bombalı Terör Saldırısının Öncülleri

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde, Erdoğan rejimi sivil toplum eylemlerinin sıkı bir biçimde önlenmesine girişti. Yoğun polis saldırısı 2013’te, İstanbul’un merkezinde, hükümet bağlantılı iş çevrelerine karşı Taksim Gezi Parkı’nı savunan 8 göstericinin ölümüne ve 8500 çevreci ve eylemcinin yaralanmasına sebep olan büyük bir toplumsal eylemi açığa çıkardı. Mayıs 2014’te, Soma’da Erdoğan destekçilerinin sahibi olduğu bir madende yaşanan patlamada 300’den fazla maden işçisi öldü. Ardından gelen gösteriler devlet tarafından şiddetle bastırıldı. Önceden devlet elinde bulunan maden, 2005 yılında Erdoğan tarafından özelleştirilmişti; pek çok kişi rejim destekçilerine olan satışın meşruiyetini sorgulamıştı.

Sivil gösterilere yapılan bu vahşi polis saldırılarının öncesi ve sonrasında, binlerce memur ve kanaat önderi Gülen hareketi denilen yasal İslami sivil örgütün destekçileri oldukları iddiasıyla Erdoğan rejimi tarafından tutuklandı, kovuldu ve soruşturmaya alındı.
Yüzlerce gazeteci, insan hakları eylemcisi, yayıncılar ve diğer medya çalışanları; Erdoğan kabinesinde yüksek seviyedeki yolsuzlukları eleştirdiği için Erdoğan rejiminin emri üzerine tutuklandı, kovuldu ve kara listeye alındı.

Erdoğan rejimi bir İslami tarikat yöneticisinin elinde gücü yoğunlaştırmak için laik muhalefetin üzerindeki baskıyı yükseltti. Bu durum özellikle hükümetin Suriye’deki cihada gitmek için Türkiye’ye akın eden cihatçı aşırıcılar ve paralı askerlere olan desteğini derinleştirmesinin ardından bu hale geldi.
Suriye’deki silahlı ayaklanmanın başından itibaren, Türkiye, Suriye’ye giren silahlı İslami teröristlerin (SİT) ana antrenman sahası, silah deposu ve giriş noktası oldu. Erdoğan rejimi SİT’leri Suriye ve Irak’taki Kürtlere -ki Kürt savaşçıları Kuzey Suriye ve Irak’ın önemli bir kısmını özgürleştirmiş ve Türkiye Kürtlerine öz yönetim noktasında örnek olmuştur- saldırması, mal mülküne el koyması ve yok etmesi için yönlendirmiştir.
Erdoğan rejimi vahşi Suudi monarşisine SİT’leri silahlandırma ve finanse etmesine katılmış ve özellikle Şam’daki laik hükümete ve Bağdat’taki Şii rejime karşı şehir terör savaşı noktasında eğitmiştir. Erdoğan’ın düşmanlarının bulunduğu veya Suudi hedeflerin, özellikle de laik Kürtlerin, solcuların, sendikacıların ve İran’la müttefik Şiilerin bulunduğu alanların bombalanmasında uzmanlaştılar.

Erdoğan rejiminin Suriye’ye müdahalesinin sebebi, Türk etkisini yaymak (Neo-Osmanlıcılık) ve Kuzey Suriye ve Irak’taki başarılı Kürt otonom devlet ve hareketlerini yok etmekti.

Bu amaçlarla, Erdoğan dört politikayı birleştirdi:

1) Çeçenistan ve Libya’yı da kapsayacak biçimde, Türkiye’nin tüm dünyadaki İslami teröristlerin desteklenmesine ve yetiştirilmesine yönelik desteğini geniş oranda arttırdı.

2) Bu unsurların Suriye’ye geçişlerini kolaylaştırdı ve onları Kürt bölgelerindeki şehir ve köylere saldırmaya sevk etti.

3) PKK’yle olan barış müzakerelerini keserek militan Kürtlere topyekûn bir savaşı tekrar başlattı.

4) Yasal, laik, Kürt yanlısı parlamenter partisi olan, Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik üstü kapalı bir terörist saldırı örgütledi.

Erdoğan rejimi Türkiye toplumunun İslamcılaştırılmasını devam ettirmek, derinleştirmek; Suriye ve Türkiye’nin içinde bulunan Kürt bölgelerine kendi Türk egemenlik anlayışını yansıtmak için diktacı güçlerini sağlamlaştırma arayışına girdi. Buna yönelik hırslarını ve uzun erimli hedeflerini gerçekleştirmek için, Erdoğan’ın yönetimini rakip güç odaklarından arındırması gerekiyordu.

İşe, laik ulusalcı Kemalist askeri figürlerin hapse atılması ve ihraç edilmesiyle başladı. Temizliğine Gülen örgütünden olan eski destekçileriyle devam etti.
HDP’nin büyümesinden dolayı genel seçimlerde çoğunluğu yakalamayı başaramamasının ardından, sistematik bir terör kampanyasına girişti. AKP yandaşlarından oluşturduğu sokak güruhlarıyla HDP bürolarına saldırtıp, bunları yaktırıp, çalışanlarına saldırttı. Erdoğan’ın terör kampanyası, Suriye’de yer alan ve Erdoğan tarafından desteklenen IŞİDçiler tarafından kuşatılmış bir şehir olan Kobanê’deki İslami teröristlere karşı direnen savaşçılara ve Suriyeli Kürt mültecilere yardım etmek üzere Suruç’ta bir araya gelen solcu gençlik toplantısının 2015 Temmuz’da bombalanmasıyla doruk noktasına ulaştı. 33’ün üzerinde eylemci katledildi, 104 kişiden fazlası yaralandı. Bombalamayı öncesinden bilen iki gizli istihbaratçı veya polis, PKK tarafından sorgulanıp infaz edildi. Geniş çevrelerce devlet destekli olduğuna inanılan katliama yönelik bu misilleme, Erdoğan’ın Kürtlere tekrar savaş açması için bir bahane oldu. Erdoğan vakit kaybetmeden hem silahlı hem silahsız Kürt hareketlerine savaş açtı.

Erdoğan rejimi Suruç terörist saldırısını IŞİD intihar bombacılarının yaptığını teşhir ederken, rejimin IŞİD’le bağlantısını yoksaydı. Geniş çaplı bir soruşturma başlattığını duyurdu fakat aslında olan hiçbir netice alınmayan, göstermelik bir toplama ve serbest bırakma işlemiydi.
Şayet IŞİD’in Ankara katliamında parmağı varsa, bunu Türk İstihbaratı komut ve yönlendirmeleriyle, Başkan Erdoğan’ın emri altında yapmıştır.

Suruç Katliamı: Ankara İçin Bir Elbise Provası

Suruç Erdoğan’ın üç ay sonra Ankara’da gerçekleştirdiği katliam için bir ‘elbise provası’ niteliğindeydi.

Bir kez daha ana hedef Kürt muhalefet partisi HDP ve önemli ilerici sendikalar, meslek örgütleri ve savaş karşıtı aktivistlerdi.

Erdoğan bir kez daha, kendisinin bağlantılarını kabullenmeden IŞİD’i suçladı. Belirli olgular Türk devletinin suç ortaklığına işaret etmektedir:

1) Bombalar neden katliam alanının içerisindeki polis ve istihbarat merkezlerine değil de silahsız göstericilerin ortasına yerleştirildi?

2) Erdoğan’ın polisi neden saldırının hemen arkasından göstericilere acil tıbbi yardımı önledi ve yardım etmeye çalışanlara saldırdı?

3) Hedef alınan gruplardan olan liderlerin, bağımsız araştırmacıların ve temsilcilerin saldırı alanını incelemelerini neden engelledi?

4) Erdoğan yasal siyasi kampanua yürüten Kürtlere karşı şiddetli biçimde şoven sokak gösterilerini teşvik ederken PKK’den gelen ateşkes teklifini neden dakikasında reddetti ve geniş bir askerî operasyon başlattı?

5) Cenazelerde polis yas tutanlara neden saldırdı?

Terör Saldırılarından Kim Fayda Sağladı?

Terör saldırıları Erdoğan’ın ani ve uzun vadeli stratejik siyasi hedeflerine ulaşmasına fayda sağlamıştır, başka kimseye değil!

Her şeyden önce, HDP’den, savaş karşıtı solculardan ve sendikacılardan aktivistleri öldürdüler. Katliam sonrasında HDP’ye karşı yapılan şiddetli devlet saldırıları,Erdoğan’ın Türkiye anayasasını değiştirerek diktatöryal güçlerini elde edebilmesi için gerekli olan seçim çoğunluğunu sağlama alma şansını artırdı.
Ikincisi, (1) Türkiye Kürtleri ile Suriye Kürtleri arasındaki bağları zayıflatmak; (2) ilerici Türkiye sendikaları, laik meslek grupları, barış aktivistleri ve Kürdistan Demokrasi Partisi (KDP) arasındaki ilişkileri koparmak; (3) sağ kanat aşırı milliyetçi Türk sokak çetelerini HDP’nin seçim bürolarına saldırmak üzere harekete geçirmek; (4) demokrasi yanlısı aktivistlere ve ilericilere gözdağı vermek ve Erdoğan’ın ülke içinde iktidarı ele geçirmesine ve Suriye’de müdahalede bulunmasına muhalif kesimleri susturmak amaçlanmıştı.

Sivil toplum örgütlerine ve siyasi muhalefet partilerine seri halinde yapılan şiddetli saldırılardan, terör saldırılarının yolunu açacak biçimde bağımsız devlet yetkililerinin tasfiyesi ve tutuklanmasından kim sorumludur? Cevap Erdoğan’dır.

Suruç ve Ankara terrorist saldırılarına giden yolda İstanbul ve diğer illerdeki Kürt Mahallelerinde bombalama ve şiddet kampanyasının arkasındaki kim midir? Cevap Erdoğan

Sonuç

Başlangıçta Ankara’daki terrorist saldırı ile ilgili olarak iki hipotezi karşı karşıya koyduk: Erdoğan rejiminin -Türk devletinden bağımsız bir güç olarak- IŞİD’in ya da hatta PKK’nin Türk ve Kürt sivil örgütlerindeki eylemcileri vahşice katletmekten sorumlu olduğu yönündeki hipotez ile Erdoğan rejiminin saldırıyı tezgahladığı yönündeki karşıt hipotez.

Iki hipotetik şüphelinin saikleri, eylemleri, fayda sağlayıcıları ve çıkarlarını gözden geçridkten sonar, olgulardan mantığını bulan ve en detaylı şekilde nedenleri açıklayabilen hipotez Erdoğan rejiminin istihbarat ajanları yoluyla katliamların planlaması ve düzenlenmesinden doğrudan sorumlu olduğudur.
Tamamlayıcı bir hipotez de infazın -bombaların yerleştirilmesinin- bir IŞİD teröristi tarafından, ancak Erdoğan’ın polis örgütünün kontrolü altında yapılmış olduğu yönündedir.
20 Ekim 2015

* http://petras.lahaine.org/?p=2059, Çeviri: Göksel Kılınç