“Tek millet”, “çok ümmet” ve cennet!

0
140

Üç kavram var burada: Millet, ümmet ve cennet. Cennet, biliniyor, öteki dünya inancının bir parçasıdır. Öteki dünya, zahirî olan bu dünyanın ötesinde, gerçek yerdir. Gerçek yaşam, oradadır. Aslında, tüm tek tanrılı dinlerde Adem ile Havva, cennetten kovulmuştur. Cennetten kovulan “insanlık” için, cennete gidebilmek bir amaç olmuştur. Aslında bu “yaratılış” hikâyesine de terstir. Öyle ya, önce insanı, sırasıyla erkeği ve sonra kadını yaratan allah, sonra onların üzerinde yaşayacağı bir dünya yaratmıştır. Topraktan halk olmuş ademoğlu, cennette sonsuz yaşam içinde iken, şeytana uyar ve yasakları çiğner. Sonrasında da kovulduğu cennete dönebilmek, hayatın tüm amacı olmuştur. Bu dünyada, yani yaşadığımız dünyada, bir sınav sürecindeyiz. Cennete gidebilmek de hepimizin bildiği gibi kolay değildir.

İşte bu zor iş için, “rant, yağma ve savaş ekonomisi”nin mimarı olan Saray Rejimi, AK Partili kadrolar eli ile bazı “kolaylıklar” keşfetmiştir. Mesela eğer AK Parti’ye oy verirseniz ya da mesela Binali Yıldırım’a, işte o zaman cennete girişin kuponunu almış olursunuz. Bu sözleri hatırladınız herhâlde. Bunlar AK Partili kadrolara, Saray Rejimi’nin kadrolarına aittir. Yoksa biz şaka yapıyor değiliz ve kimsenin inançları ve duyguları ile de oynama hadsizliğini yapmayız. Cennete gidişin kupon, kâğıt vb. ile bağını da kurmuş oldular.

Peki bu durum, cennetten arsa satma girişimlerinden farklı mıdır? Kanımızca değildir. Kilise, Ortaçağ’da cennetten arsa satarken, bizimkiler 21. yüzyılda cennetten arsa satmaktadırlar. Bununla kalmıyorlar, açıkça siyasal kadrolar, cennete giriş için kıymetli kâğıt anlamına gelen, AK Parti’ye mühür basılmış oy pusulalarından söz ettiler. Cennette arsa pazarlamak ile, değerli kâğıt belgeye sahip olmak, anlaşılacağı üzere, devir-dönem farkıdır. Eskiden kıymetli zenginlik göstergesi arsa tapusu idi, oysa şimdi, bir sürü kâğıt, hisse senedi, borsada havada uçuşan kuponlar, kâğıt paralar, özellikle yeşil dolar vb. zenginlik anlamına gelmektedir. O kadar ki, artık “kupon arsalar”, “kupon daireler” gibi pazarlama kavramları bile var. İşte size üzerine AK Parti’ye mühür basılmış cennete girişte işe yarayan kuponlar dönemi.

Aslında bu durumda, başka partiye oy vermiş olanlara karşı “cihat” da bir görev, bir kutsal iş olmalıdır.

İşte cennet meselesi bizim yazımıza bu nedenle karıştı. Ve görüyoruz ki, zaman geçtikçe, cennet ile ilgili “övücü” kelimeler de değişiyor. Arsa yerine, kıymetli kâğıt ve kuponlar gibi.

İnsanoğlunun bir cennet yaratma fikri, hiç de olumsuz değildir; sadece bu cennetin, ölümden önce, bizzat yaşarken yaratılması amaç edinilirse. Biz yeryüzünü cennete çevirmek için, ezen ve ezileni, sömüren ve sömürüleni ortadan kaldırmak için, üretim araçları üzerindeki mülkiyetin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyoruz. Amaç, birlikte üretmek, birlikte paylaşmaktır.

Ali Babacan, AK Parti kurucu heyetinin içinde yer alan, uzun süre ekonomi bakanlığı yapmış, “uluslararası sermayenin” altın çocuklarından. Erdoğan gibi adı ABD ve İsrail ile değil de daha çok İngiltere ile birlikte anılan, bu nedenle Gül ekibinin içinde adı geçen bir isimdir.

Ali Babacan, “sonu görünen AK Parti projesinin” yedeği olmak üzere, bir parti kurma kararı vermiştir. Davutoğlu’na göre daha ciddidir. Erdoğan kendisi ile görüşünce, korkudan dili tutulmamış gibi görünüyor.

Ve Erdoğan, Babacan’a, “bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok” dediğini, kendisi söylüyor. Yani, Erdoğan, “bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok” demiş.

İşte yukarıdaki “cennet” ile başlayan bölüm de bizim böyle konumuz hâline geldi. Ümmet ve parçalanma yan yana gelince, “çok ümmet” anlamına gelecektir.

Oysa İslam tarihinde ümmetin parçalanmışlığı var. İslam aleminin tümü anlamında da kullanılabilen ümmet, zaman zaman, tarih içinde daralmıştır. Mesela ülkemizde Hanefi mezhebinden olanlar “ümmet” oluyor ve cennet onlar için vardır.

Erdoğan, “bu millet, ümmetin umududur” da demişti. Bu kullanımda millet, yani Türkler ya da Türkiye’de yaşayanlar, ümmetin umududur deniliyor. Ümmet, belki de tüm İslam alemi oluyor. Belki de bu kullanımda Erdoğan için ümmet, “Müslüman Kardeşler” anlamındadır. Ama her halükârda, milletten daha geniş bir anlam içeriyor.

Ümmet kavramında böylesi bir belirsizlik var. Ümmet, tüm inananlar, Müslümanların tümü olarak da kullanılmıştır. Ama zamanla, mezhepler ayrıştıkça, ümmet, kendi mezhebini ifade etmeye başladı. IŞİD için de bir ümmet vardır. Ümmette, hangi halktan olduğun önemli değildir, önemli olan inancın, tarikatındır.

Peki. Ali Babacan’a “bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok” denildiğinde, bu kez ümmet, milletten daha küçüktür. Ve burada parçalanacak olan şey AK Parti ise, “ümmet” AK Parti’ye oy verenler ya da daha dar anlamı ile gönül verenler olmaktadır.

Şimdi, AK Parti’ye oy verenin bu pusulayı öbür dünyada kullanma hakkı ile, “ümmet” arasında bağ kurmamızın nedeni anlaşılmış olmalıdır. Cennete gidecek olan Muhammed’in ümmeti değil, AK Parti’ye oy verenlerdir. Diyelim ki, siz Hıristiyansınız ya da ateistsiniz, bu durumda da cennetiniz garanti ve doğrudan “ümmet”in içindesiniz.

Babacan, yeni bir parti kurduğunda, AK Parti’yi parçalayabilir. Bunun ne kadar gerçekçi olduğu ayrı bir konu, ama AK Parti başta olmak üzere, mevcut burjuva partilerden oy almak isteyeceği kesindir. Tıpkı, AK Parti kurulurken, Erbakan’ın partisinden, ANAP’tan vb. oy alması gibi. Ama Erdoğan’a, Erbakan, acaba, “ümmeti parçalamaya hakkınız yok” demiş midir?

Şimdi bu durum, ümmetin umudu olan bu millet vurgusu ile tamamen çelişkilidir.

Bir önerim var: Saray, Babacan’ın partisine gidecek olanların, geçmişte AK Parti’ye ‘evet’ mührü basılmış oy pusulalarının, cennetin kapısında işe yaramayacağını, bizzat Erdoğan tarafından bu kuponların “hükümsüz” ilan edildiğini açıklamalıdır.

Böylece, Babacan’a oy verecek olanlar, kuponsuz kalır ve ümmetin dışına çıkarılmış olur. Böylece de “ümmet parçalanmış olmaz.”

Bir de işin, millet meselesi var. Uzun bir süredir Erdoğan, rabia işareti ile Müslüman Kardeşler teşkilâtının dört parmağına farklı anlamlar yüklemiştir. Tek millet, tek devlet vurgusu, epeyce gözde bir miting sonu nakaratıdır.

İşte bu nedenle, millet, cennet, ümmet, parçalanmışlık gibi kavramların tam bir çorbaya dönüştüğünü görüyoruz.

Tek millet, Türk milletidir. Ama ümmet, bir yandan, daha büyük bir topluluktur, diğer yandan da AK Parti’ye oy verenler anlamında daha dar bir topluluktur. Cennet işi de tümden karışıktır. Acaba bu bir çorba mıdır, yoksa ahçının beyni mi çorbalaşmıştır?

Gerçeklik burada değildir. Gerçeklik, “rant, yağma ve savaş ekonomisi”nde ve onun üzerine kurulu Saray Rejimi’ndedir. Saray çevresinde yerleşmiş çetelerin her biri midir ümmet, millet ve cennetlik, diye sormak gerekir. Çünkü gerçekte durum budur. Saray Rejimi, Saray çevresinde bir avuç insan için, bir avuç zengin, bir avuç parababası için, tam bir cennet, tam bir yağma cenneti yaratmıştır. Bu, elbette tüm halk için, tüm işçi sınıfı için, sömürülenler için, emeği ile geçinenler için tam bir cehennemdir. Gerçek olan budur.

Ümmet ya da millet, bu işin süsüdür, geniş kitleleri aldatmak üzere tasarlanmış “jargon”dur, aldatmacanın kendisidir.

Kilisede cennetten arsa satışı çok yoğun iken, kilise önünde kuyruklarda insanlar cennetten arsa almak için saatlerce beklerken, birisi gelir ve içeri girer, “cehennemi satın almak istiyorum” der. Cehennemi satın almak isteyecek kişi, akılsız olmalıdır. Bir fiyat biçilir, ucuzundan. Adam, tüm cehhennemi satın alır. Kilisenin kapısında kuyrukta bekleyen kalabalığa seslenir: Ey ahali, artık cennetten arsa almayın, çünkü tüm cehennemi az önce satın aldım. Cehennemde artık yer yok, mecburen cennete gideceksiniz der. Ve elbette kuyruk dağılır.

Bu hâlâ geçerlidir. Cehennem çoktan satılmıştır, doludur. Onun için, ne cennet için oy atmaya, ne kupon biriktirmeye, ne de ümmet kavramı ile oyalanmaya ihtiyaç yoktur.

AK Parti’nin çözülme süreci çoktan başlamıştır. İşçi ve emekçiler için mesele, kendi yaşamlarını cennete çevirecek, cenneti bu dünyaya getirecek, tüm insanlık için bu dünyayı cennet yapacak sosyalist devrimi örgütleme meselesidir. Bu milyonların cehennemi üzerine kurulu bir avuç insanın cennetini kaybetmesi demek olacaktır. Bu elbette “yağma, rant ve savaş ekonomisinin” sonu demek olacaktır.